KARAGÖL KARYESİNDEN HASAN OĞLU HÜSEYİN'E AİT HÜVİYET CÜZDANI

     

HÜVİYET CÜZDANI
         İş bu hüviyet cüzdanında isim ve   şöhreti  ve  hal ve  san'atı muharrer (yazılı)  olan  Hasan oğlu Hüseyin Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetini haiz olup ol suretle  ceride-i nüfusda mukayyet olduğunu müşir(belirten) iş bu hüviyet cüzdanı ita kılındı(verildi) 21 Kanun-i Evvel 927

   

İsim ve Şöhreti Mollahüseyinoğlu Hüseyin

Tarih ve Mahall-i Veladeti
(Doğum tarihi ve yeri)
 Otuz iki 332

Pederinin ismiyle Mahall-i İkameti
 (Babasının adı ve oturduğu yer)

 Hasan  Karagöl Karyesi
Validesinin İsmiyle Mahall-i İkameti
 (Annesinin adı ve oturduğu yer)
 Besey



        Osmanlı Devleti 1914 yılında çıkartığı  Sicili Nüfus Kanunu ile sınırları içinde yaşayan nüfusu kayıt altına almaya çalışır, ancak yaşanan savaşlar  nedeniyle yeterince başarılı olamaz. Cumhuriyet döneminde, 1924 yılında çıkarılan köy kanunu ile köydeki nüfusun kayıt altına alınması işi muhtara verilir. 1926 yılında kabul edilen Medeni Kanun ile her doğum olayının bir ay içinde nüfus memurlarını bildirilmesi zorunluluğu getirilir. Bu arada 1925 sonunda miladi takvim kabul edilerek 1926'dan itibaren 1300' lü tarihler , 1900' lü olarak yazılmaya başlanır. 1927 yılında Cumhuriyet döneminin ilk  nüfus sayımı gerçekleştirilir ve 1928 yılında Vatandaşlık Kanunu kabul edilir. 1928 yılının sonlarında kabul edilen Latin alfabesiyle birlikte 1929 yılından itibaren hüviyet cüzdanları Latin harfleriyle düzenlenir.İlk okul yıllarından itibaren belleğimizde yer eden , Latin harfleriyle Kemal Atatürk adı yazılı  hüviyet cüzdanı ise 1934 te soyadı kanunun kabulünden sonrasına aittir.

        Yukarıdaki hüviyet cüzdanı ise Karagöl Karyesinden(köyünden) Hasan oğlu Hüseyin'e  ait olup 21 Kanun-i Evvel 927 (21 Aralık 1927) yılında düzenlenmiştir.Henüz Latin harflerine geçilmediği için Arap harfleri kullanılmış ve soyadı yer almamıştır. On altı sayfadan oluşmaktadır.Kapağı gri bez ciltlidir. Ay yıldız ve damga pulu olan ilk sayfasında  'İş bu hüviyet cüzdanında isim ve şöhreti ve  hal ve san'atı muharrer (yazılı) olan Hasan oğlu Hüseyin Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetini haiz olup ol suretle  ceride-i nüfusta mukayyet olduğunu müşir (belirten) iş bu hüviyet cüzdanı ita kılındı (verildi) 21 Kanun-i Evvel 927' yazısı bulunmakta, ikinci sayfasında 'Sicil-i Nüfus Kanunun Bazı Mevadı' (maddeleri) başlığı altında bu kanunun yedinci, on dördüncü ve kırk ikinci maddelerinin metni yer almaktadır. Üçüncü sayfasında ' isim ve şöhreti, (Mollahüseyinoğlu Hüseyin), doğum tarihi (332 yani rumi 1332, miladi 1916) , pederin ismi ile mahall-i ikameti (Hasan Karagöl Karyesi),  Validenin adı ile mahalli ikameti (Besey ) yer almaktadır. Dördüncü sayfada ' Vukuatı ' ibaresi yer almaktadır. Sonraki sayfalar da ise 'kazası , nahiyesi , mahalle ve karyesi, mesken numarası , suret nakli' ibareleri yer almaktadır.1933 yılında 17 yaşındayken vefat eden Hüseyin'in hüviyet cüzdanı üzerinde yer alan '9 Mart 1942' tarihli kaşe  ve 'B.Gökbaş' imzası muhtemelen vefatın nüfus kütüğüne işlenmesi sırasında yazılmıştır.Hasan oğlu Hüseyin'in  kim olduğuna gelince , babamın en büyük kardeşi yani benim amcamdır.Şöhreti kısmında Mollahüseyinoğlu yazmasının nedeni ise  Hüviyet Cüzdanı görülen Hüseyin'in dedesi olan  Hızır (Hıdır)'ın babası Hüseyin'in (Üs'e Bınet'in oğlu) Divriği'de yedi yıl medrese eğitimi görmesidir. Bu nedenle de Hüseyin'in çocukları ve soyu ( Tatlıpınar ve Doğan) Molla Hüseyin Oğulları olarak adlandırılmıştır.

Hüviyet Cüzdanın gri renkli bez ciltli
kapağı
         




KARAGÖL KÖYÜ


Karagöl Köyü

Köyün kurucusu Canbeg Aşiretine mensup Bünyat oğlu Yusuf (Üse Bınet) tur.Kuruluş tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1800'lü yılların ilk çeyreği  olduğu sanılmaktadır.Köy 1865 yılında nahiye yapılmış, 1865-1901 yılları arasında Sivas Sancağına , 1901 yılında itibaren Kangal Kazasına bağlanmıştır. Daha sonraki yıllarda ise tekrar köy olarak  Kangal’ın Kavak Bucağına bağlanmıştır. Ulaş’ın 1990 yılında ilçe olması ile birlikte Ulaş İlçesine bağlanmıştır.

Rakımı 1807 m dir.

Ulaş’a uzaklığı 38 km Sivas’a uzaklığı ise 70 km dir. 

Ulaşım demiryolu ve karayolu ile sağlanmaktadır. Köyün ulaşımında 1990 yıllara kadar önemli bir yere sahip olan demiryolu 1 kasım 1936 da işletmeye açılmıştır. Karagöl istasyonu köyün güneyinde ve köye yaklaşık 3.5 km mesafededir.
Karagöl İstasyonu

1970 de 109 hane ve 584 nüfusa sahip olan köyün nüfusu yaşanan iç ve dış göçler sonucu oldukça azalmıştır. 2012 yılı itibarı ile 90 kişi civarında olup nüfus yaz aylarında artmaktadır. Son yıllarda kentlerde yaşayan pek çok kişi yaz aylarını köyde geçirmek için eski evlerini onarmakta yada yeni evler yapmaktadırlar.Bu nedenle köyde Sosyete Mahallesi denilen yeni bir mahalle bile oluşmuştur.

Köyün ilkokulu 1956 yılında eğitime başlamış 2002 yılında ise öğrenci yetersizliğinden kapanmıştır.Günümüzde Öğretim üyeliği v.b   mesleklere sahip  Karagöllülerin pek çoğu  bu ilk okulda okumuşlardır. Okul binası  2012 yılında onarılarak  köy konağı olarak yeniden hizmete açılmıştır.

Köye Elektrik 1986 yılında telefon 1996, kanalizasyon ise 2012 yılında getirilmiştir.

Yüzölçümü itibariyle bölgenin en büyük köylerinden biri olan Karagöl köyünün kuzeyinde;  Yeşildiyar mezrası (İtkıran) , kuzey doğusunda;   Güneşli köyü (Mustohasso) , güney doğusunda; Kürkçü ve Boğaz (Köroğlu) köyleri , güneyinde ; Soğukpınar köyü (Mamaş), güney batısında;  Kertme Karacaören köyü (Eskiköy), batısında ise Şenyurt köyü (Kertme) yer almaktadır. 

Yakın olan Güneşli köyü, uzak olan Korubaşı Köyü
arkada Gürlevik Dağı


Köyün doğusunda; Yılanlı Dağı (2600 m), Batısında; Tecer Dağı (2339 m), Kuzeyinde; Gürlevik Dağı (2688 m), Güneyinde; Çatal Dağı (2184 m) ve Yaycı Dağı (2175 m) bulunmaktadır.

Yılanlı Dağı

Köyün çevresinde Karagöl, Tepegöl , Aygır ve Kamışlı gölleri yer almaktadır. Bu göller İtkıran Fayı üzerinde oluşmuş tipik fay gölleridir.Felhan Dagı kuzeyinde Basçayır yakınlarında baslayıp doguda Günesli yakınlarına kadar uzanan bu fay yaklasık 15-20 km uzunlugunda sol yanal atımlıdır.

Karagöl , Kamışlı ve Aygır Gölü
(Siyah kesik çizgi doğrultu atımlı İtkıran fayının göstermektedir.)

Köyün hemen alt tarafında yer alan ve köye de ismini veren Karagöl, diğer göllerden mevsimlik ve geniş olması bakımından farklılık göstermektedir. Göl tabanındaki çayırlar koyu yesil - siyaha yakın bir görünüm aldıgı için bu alan Kara Göl olarak adlandırılmıstır. Karanlık Dere’nin kaynak alanını olusturan Kara Göl, 1400 m uzunlugunda, 670 m genisliginde ve yaklasık 830.000 m2 alana sahip büyük bir göldür.Göl suları geçirimli yapı , dış drenaja bağlanmış olması  ve genis alana baglı olarak yaz başlarında kurumaktadır. Ancak, yagıslı mevsimde göl tabanında çok sınırlı alanlar bataklık halini almaktadır. Göl tabanı su ve nemli sartlara baglı olarak tamamen çayırlarla kaplıdır . Karagöl’ün güney batısında yer alan Aygır gölü; 3-5 m derinliğinde, 350 m çapında 110.000 m2 alana sahiptir , Kamışlı gölü ise Aygır gölünün doğusunda koğalı (Kovalı) denen bölgede 3-5 m derinliğinde, 100 m çapında ve 14.000 m2’lik alan kaplamaktadır . Kamışlı gölü, adını çevresinde boyları 1-2 m’yi bulan kamış ve sazlardan almıştır. Karagölün kuzeyinde yer alan Tepegöl 1900 m yükseltilerinde derinliği 100 m’yi bulan bir çanak içerisinde yer almaktadır. Göl, ortalama 5 m derinliğinde, 300 m uzunluk ve 200 m genişliğinde olup 43.000 m2’lik alan kaplamaktadır. Tepegölün oluşumu kısaca şöyledir: Meteorik suların, İtkıran fayı boyunca
yeraltına süzülmesi ve magma haznesi ile teması sonucunda volkanik patlama meydana gelmiş ve bir patlama krateri  olusmustur. Bu kraterin içinin su ile dolması sonucu ise Tepegöl meydana gelmistir. İlk patlamadan daha sonraki bir zamanda ikinci bir volkanik patlama meydana gelmis ve gölün hemen yaninda, bu göle göre  daha yüksekte ve daha kücük ikinci bir krater olusmus ancak bu krater göl halini almamıştir. (1) (2) (3)

Mayıs başlarında Karagöl
( Foto:Mustafa Doğan)


Köyün Çataldağı ve Kertme Karacaören (Eskiköy)  tarafında  krom madeni bulunmaktadır.

Karagöl Köyü, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümü ile İç Anadolu Bölgesinin Yukarı Kızılırmak Bölümünün kesiştiği noktada yer almakta  olup bunun sonucu olarak köydeki dereler iki farklı okyanusa doğru akarlar.Köyün batısına (Sınebel , Gome Hasani Odewaşi ) yağan yağmur suları , Tecer deresi vasıtasıyla Kızılrmak’a  ve buradan Karadeniz’e ulaşır.Karadeniz’in üst akıntısı ile Akdeniz’e ve buradan da Atlas Okyanusuna katılır. Köyün diğer bölgelerine yağan yağmur suları ise, çeşitli derelerle Çaltı deresinden Fırat 'a  , buradan  da Basra körfezinden Hint okyanusuna katılır.

 Karanlık Deresine oradan da Çaltı Deresi ile
Fırat'a katılacak olan  Çayçemdeki  dere
(Foto:Mustafa Doğan)

Köyün iklimi tipik karasal iklimdir.Kışları soğuk ve kar yağışlı , yazları sıcak ve kurak olur.Bölgede kar yağışı kasım ayı gibi başlar ve bu kar ancak ilkbaharda kalkar.Yazın gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farkı oldukça yüksektir.Bu nedenle yaz aylarında tatil amaçlı köye gideceklerin, akşamları giymek üzere yanlarında kazak/hırka gibi giysiler bulundurmaları gerekir.

Köyün  geçim kaynakları tarım ve hayvancılıktır.Ayrıca  özelikle 1950 lerden sonra  köyden pek çok kişi demiryolunda  işçi olarak da çalışmıştır.

Köyden şehire göç ise 1960 lı yıllarda  başlamıştır.Bu yıllarda köyün erkekleri mevsimlik olarak İstanbul'a gitmişler , İstanbul'da biraz para biriktirdikten sonra  da köye dönmüşlerdir. Bu tarihlerde gidenler Karaköy'de ki Abed Han gibi hanlarda  kalmışlar, han odalarının temizliği ve hamallık gibi işler yapmışlardır.Asıl kapsamlı ve kalıcı göçler ise  1970 li yılların ikici yarısında başlamış  1980 lerin ikinci yarısında sona ermiştir.

Köyde Kürtçenin Kurmancı lehçesi konuşulur,  genç kuşaklar ise sadece Türkçe konuşabilmektedir.

Alevi inancına sahip köyde Cem  İbadeti Yozgat, Çekerek, Kırkdilim köyünden gelen Şeyh Abidin Dede (Mürşit / Abidin Yıldız) ile Kangal Külekli köyünden gelen Cafer Dede (Pir / Cafer Aydın) tarafından yaptırıldı.Rehber olarak Kangal Elalibey Köyünden Hüseyin Baba (Hüseyin Aslan) cemlerde bulunurdu. Abidin Dede 2009 yılında vefat ettiğinden artık onun yerine torunu Erzade Yıldız Dede  dedelik yapmaktadır. Köyde Cem  için  bir ibadethane bulunmayıp, kalabalık insanların bir arada ibadet yapmalarına yeter büyüklükte odası olan bir evde yapılırdı.Köyün dedeleri İmam Rıza ocağına bağlıdırlar.Köyde Cafer Dede'nin dedesi Seyit Musa ve iki yakınının bulunduğu mezar yeri kutsal kabul edilir.Yılanlı dağının eteklerinde bulunan Atolux ziyareti ile  Yılanlı Dağının zirvesinde bulunan Ziyarete Yilanlı (Sultan Melek ziyareti ) de köylülerce kutsal kabul edilen  belli başlı yerlendedir. Ayrıca köyde  taşların toplanması sureti ile yerleri belli edilmiş ve bir vesile ile ziyaret olarak  kabul edilen pek çok yer vardır.

Atolux Ziyareti


 Notlar :
1- Çaltı Çayı Yukarı Havzası’nın (Kangal Doğusu) Jeomorfolojisi Murat Sunkar, Saadettin Tonbul, M. Ali Özdemir/ Cografi Bilimler Dergisi,  2008, 6 (2), 141-158
2-Kangal Havzasının (Sivas) Jeomorfolojisi, Murat SUNKAR, Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Cografya Anabilim Dalı, ELAZIG-2006,Doktora Tezi
3-Marmara Coğrafya Dergisi Sayı: 33, Ocak - 2016 ,Tepegöl Maarları (Uluş-Sivas) ,Yrd. Doç. Dr. Selahattin POLAT

AŞIK İLYAS GÖLDİBİ



Aşık İlyas Göldibi'nin
 Karagöl Köyündeki mezarı

Aşık İlyas 1905 yıllında Karagöl köyünde doğmuştur.Babası İbrahim (İbo Xoca), köyün hocasıdır ve aynı zamanda cem yapılırken görülen 12 hizmetten biri olan 'gözcülük' de Xoca ailesine aittir. Bu nedenle cem tutmak için köye gelen dedeler mutlaka İbrahim Hocanın evine uğrar saz çalar, deyiş söylerler. Bu ortamda büyüyen İlyas da daha küçük yaşlardan itibaren onlardan etkilenir saz çalar , deyiş söyler. Özellikle Seyit Hüseyin Dede'nin (Seydhusen) şelpesi çok iyidir ve iyi de sesi vardır. En çok ondan feyz alır.Cemlerde zakir olarak hizmet eden köylüsü Aşık İbrahim Akçiçek de yine feyz aldığı aşıklardandır. Dedelerden sazı ve şelpeyi öğrenen İlyas, dedelerin isteği üzerine cemlere zakir(aşık) olarak katılmaya başlar. Böylece de İlyas artık Aşık İlyas olur.

İmam Rıza Ocağına bağlı dedeler Seyit Hüseyin Dede, Kekko Dede, Mehmet Ali Dede, Cafer Dede, Ali Dede, Hasan Dede cem yapacakları köylere beraberlerinde Aşık İlyası da zakir olarak götürürler. Başta Güneşli, Korubaşı olmak üzere civar köylerin tümünde cemlere katılır, saz çalar deyiş söyler. Bu arada köyden saz çalmak isteyenlere yardımcı olur. Aşık Pervani (Musa yaprak), Aşık Güzel Akçiçek gibi bir sonraki kuşaktan aşıklara şelpe tekniğini öğretir. 

Daha sonraki yıllarda Kangal, Zara, Gürün ile Çorum, Malatya, Antep, Maraş, Erzincan illerini dolaşır oralarda aşıklarla tanışır, türkü söyler.Bu sırada tanıştığı Aşık Daimi ile dostlukları ilerler, Karagöl'e gelen Aşık Daimi ile birlikte cem de hizmet ederler.

1944 yılında Ankara'ya giden Aşık İlyas TRT Ankara Radyosuna uğrar orada Muzaffer Sarısözenle tanışır, beraber saz çalarlar. Sarısözen Aşık İlyas'ın sesini çok beğenir, 'aşık ben seni buraya alacağım' der fakat Aşık İlyas 'Hocam ben şehirde yaşayamam' der. Muzaffer Sarısözen ve arkadaşları Ankara'da kalması için çok ısrar ederlerse de kabul etmez. Yaşadığı toprakları çok seven Aşık İlyas bir zamanlar göl olan şimdiki çayırların olduğu yerin dibinde bulunan yaylasına istinaden Göldibi soyadını almıştır.Muzaffer Sarısözen ' Aşık, Güldibi sana daha çok yakışır' der ve eserlerinden Bugün Ben Güzeller Şahını gördüm, Şu Benim Divane Gönlüm, bir semah ve 3 türküyü Kangallı Aşık İyas Güldibi olarak kayda alır. 

Deyiş ,semah v.b kayda alınmamış pek çok eseri olan Aşık ilyas bir eserinde ;
-İnsan kısım kısım, yer damar damar 
-Gardaş gardaşına kuyu kazar 
-Elbette yer oynar dünya yıkılır 
derken, 

Kani Kani adlı kürtçe bir başka eserinde ; 
-Kani Kani mı malaxa ber dani 
-İnsani naha pır fenaya 
-Tasık av pirexara nani 
diyerek dönemin insan ilişkilerini eleştirir. 

Oğlu Hidayet'in henüz üç aylıkken eşinin vefat etmesi üzerine duygularını ;
-Üç aylık yavrum hiç bir şey demiyor 
-Bitmemiş dişleri yemek yemiyor 
-Anadan ayrılmış kimseyi emmiyor 
-Felek yetim koydun emilik yavrumu, emilik kuzumu 
sözleriyle dile getirir. 

Elinde sazı yaz kış demeden Anadoluyu gezen Aşık İlyas , bir gün köye döndüğünde dört yaşına gelen oğlunun hastalığa yakalandığını öğrenir, bir süre sonra da oğlu vefat eder.Bu ölüm onu çok etkiler ve yavaş yavaş aşıklığı bırakır , kalan ömrünü köyde tarım ile uğraşarak geçirir.Yeniliklere açık bir kişi olan Üzüm bağı , dut ağacı ve pek çok meyve ağacını Karagöl'de  ilk defa yetiştiren Aşık İlyas 1973 yılında vefat eder.




Ah Hey
Bugün Ben Güzeller Şahını Gördüm
Beli İnce Kaşlar Kemane Benzer
Alemde Bulunmaz Böyle Bir Güzel
Sürmeli Gözleri Ceylana Benzer

Ah Hey
Kaddü Kamet Var Bir Hal İçinde
Şekerlenmiş Kaymağı Bal İçinde
Aşık Oldum O Yare Ben Hayal İçinde
Mest Etti Ol Beni Mestane Benzer

Ah Hey
Lütfunla Sevdiğim Eyle Bir Kamet
Cemalin Görenler İstemez Cennet
Biçare İlyas Da Kapında Hizmet
Reddetme Sevdiğim Meftuna Benzer

AŞIK İLYAS GÖLDİBİ




_______________________________
*Kaynak Kişi :Yukarıdaki bilgiler Emrullah Koç'tan (Aşık İlyas Göldibi'nin torunu) alınmıştır.

İSMAİL (BİNİCİ)'NİN NAHİYE MÜDÜRÜ SEÇİLMESİ


 Gülağa'dan sonra Karagöl Nahiye Müdürü olan Ali Osman, bir gün Karagöl'den İsmali Fate'yi ziyarete gelir. Kendini beğenmiş bir kişi olan Nahiye Müdürü atından inerken, ayağını , atının üzengisini tutmakta olan İsmali Fate'nin ağzına çarpar. Bu hareket köyün ileri gelenlerinden ve aynı zamanda İsmali Fate'nin amca oğullarından biri olan Müseke'yi   oldukça üzer. Bu hareketin , alevilerin küçümsenmesinden kaynaklandığını düşünen Müseke ile İsmali Fate  civardaki alevi köyleri dolaşarak, Nahiye Müdürünün bu küçümseyici tavrına verilebilecek en iyi yanıtın , yapılacak olan Nahiye Müdürlüğü seçimlerinde İsmali Fate'nin Nahiye Müdürü seçilmesi olduğunu anlatırlar. Bunun için de onlardan İsmali Fate'ye oy vermelerini isterler. 

Yapılacak seçimlerde köy muhtarları oy kullanacaklardır ve İsmali Fate'nin Nahiye Müdürü  seçilmesi için 18 köyün oyuna ihtiyacı vardır. Ancak İsmali Fate 17 köyün desteği alabilmiştir.Aslında Beko'lular da İsmali Fate'nin Nahiye Müdürlüğünü desteklemektedirler ancak Beko Köyü muhtarı , komşu köylerindeki adaya oy vereceğini söylemektedir. Bunun üzerine Beko Köyünden kavgacılığı ile ünlü ve eşi   Karagöllü* olan İbrahim  adlı kişi  muhtardan mührü alır ve  İsmali Fate  lehine oy kullanır. Böylece Nahiye Müdürü olmak için gereken 18  oyu alan İsmali Fate de Karagöl Nahiyesi'nin  Müdürü seçilmiş olur.

Burada  yeri gelmişken İsmali Fate'nin seçilmesinde önemli bir rol oynamış olan Müseke  ve  isminin anlamı üzerinde de bir şeyler söylemek gerekir.Bu aynı zamanda Müseke'nin Nahiye Müdürlüğü seçimlerinde oynadığı  rolü de anlaşılır kılacaktır.Osmanlı devletinin ilk dönemlerinde her cemaatin, aşiretin v.s  merkezi yönetime karşı  sorumlu olan ,  cemaati  temsil eden bir kethüdası/kahyası (Kürtçe: kehya) bulunmaktaydı.İşte Osmanlı devletinin ilk dönemlerinde var olan  kahyalık kurumunun  kültürel olarak varlığını 1900'lü yıllara kadar devam ettirdiği ,    Müseke'nin    halk nezdinde böyle bir konumda olduğu ve Müse Kehya (Musa Kahya)  isminin , söyleyiş gereği kısaltılarak müseke halini aldığı   kanaatindeyim.

*Beko köyünden İbrahim'in Karagöllü eşinin adı Nüfus Kayıtlarına göre Zehra olup, Zarife olarak bilinmektedir.Köyümüzden Mehmet Ali Keskin'in halasıdır.Aynı zamanda benim babaannemin de  annesidir.

KAYNAKÇA

1-İNALCIK Halil (2011) Osmanlı İmparatorluğunda Klasik Çağ(1300-1600), Yapı Kredi Yayınları
2-Sözlü Kaynak , Hıdır Tatlıpınar ,Karagöl Köyü halkından


KARAGÖL KÖYÜ / SÜLALELER


ALİBEYRAN/MİRAN (ALİBEYREMELER)  
Soyadı; Akdere, Ateş, Bingöl, Çelik, Yıldız, Yılmaz olanlar. 

AWASKAN (AVASKLAR)   
Soyadı; Akbulut, Akçiçek, Binici, İngin, Sarı ve Sarıkaya olanlar.

EWOYAN (EOLAR, ABDOLAR)
Soyadı; Akkaya ve Bozkurt , Boztaş olanlar.

MALE BEKE (BEKELER)
Soyadı ; Demir ve Karagöl olanlar.

ODAWŞIYAN (ODABAŞILAR)
Soyadı; Gülkanat, Küçükmetin, Metin, Pulat ve Taşkömür olanlar.

SILIKAN (SILIKLAR)
Soyadı; Akgedik, Akgöl, Armağan, Aslan ,Coşkun, Gedik,Göldibi, Kaya, Koç, Kurukaya, Özdemir, Sicim, Şahin, Turna, Ülger olanlar.

ÜSİKAN/ÜLLIKAN (ÜSIKLAR/ÜLLIKLAR)
Soyadı; Akın, Albayrak, Alibakır, Çetin, Çınar, Doğan, Gökbulut, Keskin, Kılıç, Kural, Tatlıpınar ,Temel, Temeltaş,Yaprak, Sivritaş olanlar.

*Sülale isimleri ve soyadlar  alfabetik sıralamaya göre  yazılmışlardır.

Qaniyı Ewo


KARAGÖL KÖYÜ VE ÇEVRESİNDE YETİŞEN YENİLEBİLİR YABANİ OTLAR VE MEYVELER

Şehirleşmeyle birlikte toprak ile olan ilişkimiz iyice koptu, artık birkaç çiçek hariç, bitkileri tanımıyor isimlerini bilmiyoruz. Oysa onlara verilen isimlere bakarak bir halkın hayal gücünü, tabiatla ilişki biçimini ve dünya görüşünü anlayabiliriz. Aşağıda Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümü ile İç Anadolu Bölgesinin Yukarı Kızılırmak Bölümünün kesiştiği bölgede yer alan Karagöl Köyü ile Yılanlı Dağı eteklerinde yetişen yenilebilir yabani otlar ve meyvelerin isimlerini yazılı, bakalım hangilerini biliyorsunuz.

Önemli uyarı! Aşağıdaki bilgileri kullanarak herhangi bir bitkiyi yemeyiniz, özellikle zehirli mantarları yenilebilen mantarlardan ayırdetmek çok  zordur. Bir yabani bitki yenilmeden önce mutlaka bu konuda uzman kişilerden yardım alınmalıdır.

Kêrêng ( Kenger - Gundelia tournefortıı )
35-40 cm boylarında dikenli   otsu  bir bitkidir.İlkbaharda,  gövdesindeki kabuk soyularak yenilir. Aşağı yukarı iki hafta  içinde kartlaşır.Kengerin gövdesi toprağa değecek şekilde yandan ayağınızla bastığınızda kenger, kökünden kırılıyorsa kartlaşmış, esneyerek yere yatıyorsa henüz kartlaşmamış yani yenilebilir tazelikte demektir. Kenger'in köklerinden kenger sakızı elde edilir. Kenger sakızı, kengerin toprak altında kalan kök kısmının bıçakla çaprazlamasına kesilerek akan beyaz sütün kurumasıyla elde edilir.

Kêreng
Şilan ( Kuşburnu - Rosa canina )
1,5-2 metre boyunda dikenli ve çalı şeklinde olup, sonbaharda olgunlaşan  meyvesi taze olarak yada kurutularak yenilmektedir. Meyvesinden çay , hoşaf, pekmez, reçel yapılır.

Şilan
Qermık ( Karamuk - Berberis crataegina )
1,5 -2 metre boyunda çalı şeklinde siyah prinç tanesi büyüklüğünde meyvesi olan bir bitki.İlkbaharda yaprakları sonbaharda olgunlaşan meyvesi yenilir. Kurutulan meyvesi ayrıca komposto olarak da tüketilir.

Qermık


Hıltırşık ( Gelin Parmağı / Gelin Düğmesi / Koluncuk - Sempervivum )
İlkbaharda kırlarda yetişen  ,  çam kozalağı büyüklüğünde, yeşilden kırmızıya dönen bir rengi  ve  ekşi bir tadı olan bitki. Bilimsel adı Sempervivum  olup , dünya üzerinde 50 farklı çeşidi bulunmaktadır, 1700-1800 metre yükseklikte yetişmektedir.Türkçe gelin parmağı denmesinin nedeni ise köküne yakın yerleri yeşilken ucundan kızarması bir tür kınalı gelin parmağına benzetilmesindendir.

Hıltırşık

Gılabori ( Frenk Üzümü - Ribes Rebrum )
Çalı şeklinde 1-1,5 metre boylarında  bir bitki. Meyvesi üzüme benzer ama daha küçük ve ekşimsidir. Yılanlı dağının eteğinde Burik civarında  bulunur ama istenirse bahçede de yetiştirilebilecek bir bitkidir.

Glabori

Mot Mot (Dikenli Balcık/Kıllı Ayıpençesi -Acanthus hirsutus)
Su kaynaklarının bulunduğu  sulak yerlerde yetişen, 15-20 cm  boyunda dikenli bir bitkidir.Meyvesinin bulunduğu yer emildiğinde, ağzı tatlandıran pekmezimsi bir sıvısı  vardır. İsmi pekmezin Kürtçesi olan 'mot' dan geliyor olmalı.
Mot mot

Topık ( Topuz / Dikenbaşı - Echinops pungens)
Yuvarlak bir  çiçeği olmasından dolayı  kürtçe yuvarlak anlamına gelen topık , 50-100 cm boyunda , dikenli , iki yıllık otsu bir bitkidir.Kırlarda yetişen bu bitkinin gövdesinin yanı sıra gövdenin başındaki  dikenli yuvarlak  dış kısmı sert bir cisimle ( taş v.b  soyulduğunda içinde çıkan nohut büyüklüğünde  meyvesi de yenir.
Topık
Qalxan (Kangal / Kaluğan - Onopordum bracteatum )
Deve dikenine benzemekte ancak deve dikeni yeşil renkte  olduğu halde Qalxan griye yakın renktedir. Dikenli ama aynı zamanda pamuksu bir kabuğu vardır, 50-100 cm boyunda olup ilkbahar ayında kartlaşmadan kabuğu soyularak gövdesi  kenger gibi yenir.

Qalxan

Kıfkarık ( Göbelek /Kuzu göbeği / Mantar - Morchella )
İlkbaharda nisan , mayıs aylarında yağmurdan sonra köyün orman tarafında görülür , çok kısa ömürlüdür, çiğ yada pişirilerek yenilir.Toplarken zehirli olan türlerini bilmek gerekir.
Kıfkarık
Kaxmut/Kağmut (Domalan Mantarı, Tombul, Keme, tombalak, topalak, geme, kumi-Terfeziaceae ) İlkbaharda çift sürme işlemi esnasında karasabanın ucuna takılarak ortaya çıkan küçük bir patates büyüklüğünde yamru yumru bir bitkidir. Hatırladığım kadarı ile tadı pişmemiş kestaneye benzerdi ve çiğ yenirdi. Bir tür mantardır, trüf mantarı  denir.
Kaxmut/Kağmut

Tırşo (Kuzu kulağı / Ekşimik - Rumex acetosella )
15-40 cm boylarında çayırlar gibi nemli yerlerde yetişen çok yıllık otsu bir bitkidir, yaprakları  yenilir , ekşi , mayhoş bir tadı vardır.Tırşoye Gayan denen büyük yapraklı bir çeşidi daha vardır.

Tırşo

Sıplıng ( Yemlik - Scorzonera )
İlkbaharda karın erimesinden sonra ortaya çıkar.Genellikle çiğ olarak salata gibi yenir ayrıca yemekler de kullanılır.
Sıplıng
Merdimelax (Madımak - Polygonum cognatum )
İlkbahar ve yazın ilk aylarında yetişen   otsu bir bitki.Yapraklarından çeşitli yemekler yapılır.Eskiden civardaki köylerden kadınlar topluca bizim köye madımak toplamaya gelirlerdi.
Merdimelax

Pari mihan
Türkçe karşılığı 'Koyun dürmacı' olan otsu bir bitkidir, mayıs ayında çayırlarda kuzu kulak bitkisinin yetiştiği yerlerde yetişir. Boyu bir metreye kadar uzar, yaprakları kuzu kulak yaprağına benzer. Belirgin bir tat ve kokusu vardır. Gövdesi soyularak yenir. Yemeklerde kullanılmaz.
Pari mihan

Sılmastık ( Yabani ıspanak- Chenopodium album)
Pancar olarak kullanılan bir ottur.Çöreği güzel olur.
Sılmastık

Sirmog ( Frenk soğanı )
İlkbaharda nemli , sulu çayırlarda ve nemli dere kıyılarında yetişir. Keskin sarımsak kokusu  çevreye yayar. Nisan  mayıs aylarında bazen daha da erken yeşermeye başlar. Yaprakları yeşil soğan gibi yenilir yada yemekler de kullanılır.
Sirmog
Bışkov ( Ebe gümeci - Malva sylvestris)
Çocukluğumuzda , köyde güneş gören her yerde özellikle duvar diplerinde yetişen  bu bitkinin düğme şeklindeki meyvesini yerdik.Bu bitkiye de yediğimiz kısmı düğmeye benzettiğimiz için  bışkov (Türkçesi düğme) derdik. İşin aslı bu bitkiyi büyüklerimizin yediğini de pek görmedim.Ancak başka yerlerde salatası yapılan ,yaprakları kaynatılarak çay olarak içilen önemli bir şifalı bitki sayılıyormuş.

Bışkov

Şekok ( Yaban armudu / Ahlat - Pyrus elaeagnifila )
Sonbaharda olgunlaşan ve 3-4 cm büyüklüğünde meyvesi olan kendiliğinden yetişen bir ağaç. Türkçesi yaban armudu olan Şekok ile Gijok ağacı genellikle karıştırılır.  
Şekok
Gijok (Alıç - Crataegus )
Hafik ekşimsi , çekirdekli  meyvesi sonbaharda şehirlerde  ipe tespih gibi dizilerek satılmaktadır.Olmuş meyvesi turuncuya yakın sarımsıdır.Gijok ağacının boyu on metreye kadar uzayabilmektedir.Köyde pek çok yerde bulunmaktadır.

Gijok

Çêkêm (Katran Ardıcı / Juniperus oxycedrus )
Köyün ormanlık bölgesinde yetişen çalı şeklinde ardıçların fındık büyüklüğünde tohumu. Yenildiğinde adeta ardıç ağacının kokusunu hissedersiniz.
Çêkêm

Solmaz çiçek/Altın otu/Ölmez çiçek -Helichrysum
Aktarlarda altın otu adıyla kaynatılarak çayı yapılmak üzere satılan bu çiçek, köyün kırlarında yetişmektedir. Köyde hemen  her evde  süs bitkisi olarak odanın görünen bir yerine konulan ve yöresel bir adı bulunmayan bu bitki yaz kış bitki solmadığı için solmaz çiçek olarak adlandırılırdı.

Altın otu

Pivok ( Çiğdem - Crocus  )
Pivok, baharın geldiğini müjdeleyen kırlarda yetişen yenilebilir bir çiçektir.
Sosın ( Nevruz / Navruz Çiçeği - Iris Persica )
Kürtçe Sosın dediğimiz, Süsengiller (iridaceae) familyasından Türkçe Nevruz/Navruz denilen çiçeğin Latince adı İran Süseni anlamına gelen 'Iris Persica' dır.Çıplak taşlı yamaçlarda ve çalılık arazilerde yetişen çok yıllık bir bitkidir.Mart, Nisan  aylarında çiçek açar, yaprakları ve kökü çiğ olarak yenilir.

Sosın
Foto :Hasan Ali Sarıkaya

Soğulcan Otu (Solucan otu - Pelargonium endlicherianum)
15-35 cm yükseklikte , çok yıllık ve morumsu kırmızı çiçekli  bir bitki.Çiçekleri taze halde yenilir, bağırsak solucanlarına karşı kullanılır.Kırlarda yetişir.Aşağıdaki fotoğrafı Yılanlı dağının eteğindeki Atolux'a giderken çektim.
Soğulcan otu
Gullik (Çiriş otu / Dağ pırasası - Eremurus spectabilis )
Yabani pırasa.Nisan ayı başlarında Yılanlı Dağının eteklerinde  yetişir, böreği, çorbası, yemeği yapılır.

Gemırşok
Yılanlı dağının eteklerinde  yetişen bu çalı şeklindeki bitkinin  sonbaharda olgunlaşınca kırmızıdan siyaha dönen, karamuktan biraz büyük, yumuşak, ağızda dağılan ve bir meyvesi vardır.
Gemırşok

Mamıx ( Kiraz eriği- Prunus cerasifera)
Yılanlı dağının eteklerinde  yetişen ve meyvesi ekşi eriğe benzeyen ama erikten daha küçük bir bitkidir.Ekşi tadından dolayı hıltırşık da denmektedir.

Mamıx

Pung ( Nane- Mentha )
Genellikle dere kenarlarında bahar aylarında yetişir. Küçük yapraklı bir bitki olup yaprakları özelikle ayran çorbasında (Şorbe den) kullanılır. Kurutulduğunda baharat olarak kullanılır.

Pung

Anıx (Kekik / Thymus vulgaris)
Kimi yörelerde naneye de anık denmekte ise de , bu yörede kekik için kullanılmaktadır. Odunsu saplı,karşılıklı küçük yapraklı, sürüngen, çok yıllık kokulu bir bitkidir. Pek çok türü bulunmaktadır. Köyün dağlık ve kayalık alanlarında bulunur. Çiçeği kurutulup ufalanır kışın baharat olarak kullanılır.

Anıx
Foto:Mustafa Doğan

_________________________
Notlar
-Yukarıdaki bitki adlarından ilk yazılan bitkiye yörede Kürtçenin Kurmanci lehçesinde verilen ad , diğeri Türkçe adı , İtalik olarak yazılan ise bitkinin Latince bilimsel adıdır. Bitkinin adında geçen ve Türkçe alfabede bulunmayan harflerin okunuşu ise şöyledir:
Ê ê -Türkçe 'e' ile 'ı' arasında bir sestir.Ne tam olarak 'e' ne de 'ı' sesi.
Qq -Gırtlaktan gelen kalın bir sestir.Türkçedeki  'k' harfinin gırtlaktan söylenmesi gibi bir ses.
X x-İnsan boğazını temizlerken boğazdan çıkan hırıltıya benzer.Türkçedeki 'ğ' sesi gibidir.

KAYNAKÇA
BAYTOP Turhan , Türkçe Bitki Adları Sözlüğü, Türk Dili Kurumu Yayınları, 2007


10 ŞUBAT 1976



10 ŞUBAT 1976  DA NE OLDU? 
10 Şubat 1976 günü saat 10.30 civarında birkaç günden beri yoğun bir şekilde yağan kar nedeni ile ulaşıma kapanan demiryolunu ulaşıma açmak için Karagöl-Köroğlu arasında 83 mevkii denilen bölgede kar temizleme çalışması yapan işçilerin üzerine çığ düştü. Çığ altında kalan işçilerden Karagöl köyünden Hüseyin Doğan , Hüseyin Polat, İsmail Sarı ve Ali Ülger yaşamlarını yitirdiler. Karagöl Köyünün tarihinde önemli bir yer tutan bu üzücü olay ,  o tarihlerde ulusal düzeyde yayın yapan gazetelerde de yer aldı. Yazılı bir yerel tarihin oluşturulmasına katkıda bulunmak için bu haberleri aşağıda paylaşıyorum.

“ÇIĞ ALTINDA KALAN 14 KİŞİ ÖLDÜ
-Doğu ve Güney Ekspresleri ile bir posta treni  Karagöl’de 3bin yolcusuyla kara saplanarak mahsur kaldı.
-Trakya’da  kara ve demiryolları açıldı.Uçak Seferleri 17’de yeniden başladı.
-İstanbul’da  da fuel-oil sıkıntısı başladı fahiş fiyata benzin satıldı.
                                                                                             (Yurt Haberler Servisi)
…Kar tipi ve fırtına yurdun büyük kesiminde yaşamı zorlaştırıp can ve mal kaybına neden olurken…Tatvan ilçesinde iki eve çığ düşmüş 14 kişi ölmüştür…”Milliyet 10.02.1976

“KIŞ , DOĞU ANADOLU'YA KAYDI
Demiryolunu açmaya çalışan 150 İşçinin üstüne çığ düştü.2 Kişi öldü. Kayıp sayısının artmasında endişe ediliyor.                                                                                                                                                                  (Yurt Haberler Servisi)
…Sivas-Malatya demiryolunu kapayan  48 saatlik karı temizlemek isteyen 150 demiryolu işçisinin üzerine çığ düşmüş İlk gelen haberlere göre Hüseyin Doğan ve Hüseyin Polat ölmüştür… ” Milliyet 11.02.1976

“KARA KIŞIN ETKISI, DOĞU'DA YOĞUNLAŞTI
(Cumhuriyet Haber Merkezi) Batı bölgelerinde etkisini kaybetmeye  başlayan kar ve soğuk, Doğu bölgelerinde etkisini sürdürürken, can kaybına yol açmaya da devam etmektedir. Sıvas'ta Köroğlu - Karagöl arasında demiryolunun 683. Kilometresinde dün sabah saat 10.30'da 70 işçi çığ altında kalmıştır. Anadolu Ajansının haberine göre, çığ altında kalanlardan 3 kişi ölü olarak çıkarılmış, 17 kişinin kayıp  25 kişinin de yaralandığı bildirilmiştir. Bu arada çığ altında  kalanları kurtarmak için Malatya’dan saat 16 sıralarında gönderilen iki helikopter, Kangal ilçesinde tipiye tutulduğundan, geri dönmek zorunda kalmışlardır. Helikopterlerin bugün olay  yerine havadan yiyecek ve giyecek atacağı bildirilmiştir Çığ altından ölü olarak çıkarılanlar, Hüseyin  Doğan, Ahmet Güneş ve Hüseyin Polat'tır…” Cumhuriyet  11.02.1976

"BİTLİS'TE ÇIĞ ALTINDA KALAN İKİ KÖYDE  27 KİŞİ CAN VERDİ
(Cumhuriyet Haber Merkezi)...öte yandan Sivas'ın Karagöl-Bozanlı istasyonları arasındaki demiryolu hattını açmak isterken çığ altında  kalarak ölenlerin sayısı 4'e yükselmiştir. Dünkü kurtarma çalışmaları sırasında  İsmail Sarı ve Ali Ülgen adındaki işçilerin cesetleri  bulunmuştur. Kangal kaymakamı olay yerinde kar kalınlığının 6 metre olduğunu bu yüzden kurtarma çalışmalarının güçlükle yürütüldüğünü söylemiştir. Olay yerine gitmek için yola çıkan üçüncü bir kurtarma ekibinin de Eskiköy-Karasar arasında kara saplandığı bildirilmektedir..."Cumhuriyet 13.02.1976





Yaşamını yitirenlerin etrafı  yeşil demir çitle
çevrilmiş mezarları






KARAGÖL KÖYÜNÜN KURUCUSU ÛS Ê BINÊT İSMİ ÜZERİNE




          Karagöl Köyünün (Qêrêgol)  kurucusu  Ûs-ê Bınêt   genelikle Yusuf Bünyat olarak  anılmaktadır ki bu şekildeki bir isimlendirmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Zira ;

          Yusuf Bünyat  şeklindeki söyleyiş ile  adı Yusuf,  soyadı Bünyat olan bir kişi  algısı yaratılıyor ki bu gerçek değil.Çünkü 1934 yılında kabul edilen Soyadı Kanunu kadar ve tabii ki Ûs-ê Binêt'in yaşadığı yıllarda  soyadı kullanılmamaktaydı. Özellikle resmi işlemler esnasında kişinin adının yanına baba adı, memleketi v.s  yazılarak kişi belirleniyordu.Dolayısı ile 'Bünyat' bugünkü anlamda bir soyadı değil.Esasen Kürtçe olan Ûs-ê Binêt ismi Kürtçe dil kurallarına göre ; Binêt’in   oğlu Ûs  anlamına gelmektedir. İbo Hesê  dediğimizde Hês’ın  oğlu İbo anlaşıldığı gibi.

       Diğer taraftan Ûs-ê Binêt isminin Yusuf Bünyat olarak Türkçeye çevrilmesinin Türkçe dil kuralları açısından da hatalı olduğu kanaatindeyim .Zira özel isimler Türkçeye anlamları ya da ses benzeşmeleri üzerinden çevrilemezler. John’a  Can , Joseph’e Yusuf , İsaac’ a İshak , Benjamin'e Bünyamin demediğimiz gibi   Ûs'e  de  Yusuf diyemeyiz.    Bilindiği gibi köyümüzde Ûs-ê Binêt   ’in soyundan gelenler için   ‘Ûsıklar’ denilmekte olup , aynı çeviri mantığını kullanmış olsaydık  köyümüzdeki  Ûsıklar sülalesine  Yusuflar dememiz gerekirdi.Peki Türkçeye tüm diğer dillerdeki özel isimler olduğu gibi alınırken neden Kürtçe özel isimler Türkçeleştirilerek alınmışlardır? Bu sorunun cevabı asimilasyon politikaları ile bunun muhatapları tarafından   içselleştirilmesi olsa gerekir.

      Bütün yukarıda söylenenler ile birlikte   Kürtçe  Ê,ê- Û,û harflerinin halen kullandığımız bilgisayar klavyelerinde dahi bulunmaması pratik bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Dolayısı ile gerek Kürtçe harfleri kullanma zorluğu  gerek ise  'Galat-ı meşhur Lügat-ı fasihten evladır' **  özlü sözüne itibar edecek ve   Karagöl Köyünün kurucusunun  Türkçeleştirilmiş ismini   kullanmaya devam edeceksek   BÜNYAT OĞLU YUSUF isminin kullanılmasının  daha doğru olacağı kanısındayım.

Ûs-ê Binêt'in köy mezarlığındaki
 mezarı

____________________

*Ûs-ê Binêt ismindeki Kürtçe harflerin okunuşu ise şöyledir.  Û,û  sesi Türkçedeki u sesi gibi söylenir. Ê,ê sesi Türkçede yoktur e ile ı arasında bir ses verir.I,i Türkçedeki  ı sesi gibi söylenir
**Yazılışında yada söylenişinde yanlışlık olmuş olsa da herkesin aynı şeyi anladığı  meşhur olmuş yanlış ifade, sözlükteki doğru ifadeye  yeğ tutulur 

SİVAS/KARAGÖL NAHİYESİ (1865-1907)




Çok değil bundan 132 yıl önce yani 1880’lerde Karagöl , Sivas Sancağına bağlı 9 köyden oluşan toplam nüfusu 2017 kişi olan bir Nahiye merkezi idi. O tarihlerdeki Müdürü Gül Ağa Tornik/Korubaşı köyünden olup , azaların hangi köy yada köylerden olduğunu ise bilmiyoruz. Gül Ağa’dan sonra Kertme/Şenyurt Köyünden Ali Osman’ın Nahiye Müdürü olduğunu sanıyoruz. Ancak  Ali Osman’ın Nahiye Müdürlüğü  yazılı kaynaklarla teyit edilememiştir.1903 yılına geldiğimizde ise Kangal Kazasına bağlanan Karagöl Nahiyesinin , Nahiye Müdürü  köyümüzden “İsmali Fate” olarak bilinen İsmail (Binici ) olmuştur.1907 tarihli Sivas Vilayet salnamesinde ise Karagöl'ün Kangal Kazasının nahiyesi olarak yer almadığını görüyoruz.

         1864 yılında çıkarılan ve 1865 yılında Anadolu'da uygulanmaya başlanan  (Tuna) Vilayet Nizamnamesi ile Osmanlı Devleti Eyalet sisteminden Vilayet sistemine geçmiş olup  Nahiye Teşkilatı    tam olarak 22 Ocak 1871 tarihinde yayınlanan İdâre-i Umûmiye-i Vilâyet Nizâmnâmesi ile Osmanlı Devletinin yönetim sistemine girmiştir.1913 tarihli İdare-i Umumiye-i Vilayet Kanunu Muvakkatı bu Nizamnameyi kaldırana kadar Vilayet(İl) - Sancak(liva) - Kaza(İlçe) - Nahiye(Bucak) - Karye/Kura (Köy) şeklindeki idari yapı korunmuştur. 1913 tarihli Nizamnamede Nahiyelerle ilgili bir hüküm yer almamakta dır. 1924 tarihli  Köy Kanunu yürürlüğe girinceye kadar Nahiye ve  köy yönetimleri  varlıklarını eskiden olduğu gibi sürdürmüşlerdir.Diğer taraftan Tahir Sezen tarafından hazırlanan "Osmanlı Yer Adları " adlı eserde  Karagöl'ün  1871 tarihli Nizamname'den önce 1865 yılındaki düzenlemeyle birlikte  Sivas''a  Nahiye olarak bağlandığı dolayısıyla  nahiye olarak varlığının 42 yıl (1865-1907) sürdüğü anlaşılmaktadır.Cumhuriyet döneminde ise Kangal Kazasının Kavak Nahiyesine  bağlanmıştır.
       
          1871 tarihli Nizamname ile  beş yüz kişiden fazla nüfuslu köy ve çiftlikler bir nahiye olarak düzenlenmiş bulunuyordu. Nahiye müdürü kendisine bağlı köylerin ihtiyar meclislerinden seçilen dörder üyenin katılımıyla oluşan nahiye meclisi ile birlikte karar alarak yönetimi yürütecekti. Nâhiye müdürlüğüne tayin olunacakların “sâniyen, oldukca okuyub yazması olması, sâlisen, sui-şöhretle müştehîr bulunmaması ( kötü şöhretle tanınmaması) ve râbian, yermi beş yaşını mütecâvüz (geçmiş) bulunması meşrûtdur (şarttır) ve me’mûriyyetleri dahiliye nezâreti canibinden (İçişleri Bakanlığı tarafından) tasdîk olunacaktır”.1876 yılına kadar Nahiye Müdürleri yöre halkı arasında vali tarafından atanıp Dahile Nezaretinin onayı ile  göreve gelirken,   1876 yılı Nisan ayında hazırlanan Nahiye Nizamnamesi ile Nahiye müdürlerinin seçimle göreve getirilmeleri esası benimsenmiştir.

         Nahiye nüfusu ve  isimler ile ilgili  bilgiler  1870'ten başlayarak 1907 yılına kadar her yıl   yayınlanan Sivas Vilayet Salnameleri  taranarak elde edilmiştir.
                            
           

1880 tarihli Salname-i  Vilayet-i  Sivas'ın Türkçe Baskısında Karagöl Nahiyesi
(Salname-i Vilayet-i  Sivas  /Yrd. Dç Dr. Ebubekir S.Yücel/ Buruciye Yayınları)

1903 tarihli Salname-i  Vilayet-i Sivas'ın Türkçe Baskısında Karagöl Nahiyesi
(Salname-i Vilayet-i  Sivas  /Yrd. Dç Dr. Ebubekir S.Yücel /Buruciye Yayınları)



*Sivas 1864 ' e kadar Osmanlı devletine bağlı  Eyalet-i Rum'un   merkezi olmuştur.
*Sancak Teşkilatı  24 Nisan 1924 yılında yürürlüğe giren Teşkilat-ı Esasiyye Kanunu (Anayasa) ile kaldırılmıştır.
*Bucak Teşkilita İl idaresi Kanununa göre halen resmi varlığını sürdürüyor olmasına karşın  tamamen fonksiyonsuz hale gelmiştir.2011 verilerine göre Türkiye'de 634 Bucak Teşkilatı olmasına rağmen Bucak Müdürü olan  yer sayısı 1'dir.

KAYNAKÇA

1- S.YÜCEL Ebubekir (2011) , Salname-i Vilayet-i  Sivas Cilt 1-4 , Sivas, Buruciye Yayınları
2-SEZEN Tahir (2006) , Osmanlı Yer Adları , Ankara , Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü
3-ÇADIRCI Musa (2007) ,Tanzimat Sürecinde Türkiye , Ülke Yönetimi,Ankara, İmge Kitabevi Yayınları